UZLAŞI VE DİYALOG KAPILARI KAPANMADAN


Her seçim öncesinde dile getirilen ama iktidar olduktan sonra yerine getirilmeyen yaklaşımlardan biriside sivil toplum örgütleri ile birlikte üreteceğiz anlayışıdır. Aynı anlayışı bir kez daha yaşıyoruz. AKP geçmiş İktidarları aratmayacak siyaset yapma anlayışını sürdürüyor.  Genel olarak sağlık, özel olarak ağız ve diş sağlığı hizmetleri ile ilgili düzenlemeler konusunda ya sormuyor, ya birkaç gün kala görüş soruyor ya da  sunulan görüşlere, uyarılara itibar etmiyor.

Kısacası Türkiye’de siyaset  yapma anlayışı “Bizim oğlan bina okur, döner döner bina  okur” anlayışını aratmayacak  biçimde devam ediyor.

Hükümetin geçmiş iktidarlardan farklı bir yaklaşımı ise; yapılacak düzenlemenin yeterince sorgulanmadan uygulamaya başlaması ve yanlışlar ortaya çıktıktan sonra ya da toplumsal tepkinin yükselmesi nedeniyle geriye adım atılması. Bu yaklaşımı “en azından yanlışından dönmek erdemdir” diye değerlendirebilirsiniz; ama devlet yönetmek yaz-boz anlayışına göre olmamalıdır.

Türk Dişhekimleri Birliği, meslek politikasını hiçbir zaman karşıtlıklar üzerinde kurmadı. Önerilerini akıl ve bilim süzgecinden geçirerek sadece mesleki çıkar ile toplumsal çıkarın ortaklaştırıldığı bir anlayışı temel aldı. Uzlaşı ve diyalog içerisinde ortak aklın kullanımı ile daha sağlıklı öneriler ortaya çıkaracağı bilinci ile hareket etti. Hükümetlerin yaptığı düzenlemelere karşı yapıcı önerilerini sundu. Ama ne yazık ki danışmamak, görüş almamak, sunulan önerilere değer vermemek; “en iyisini ben bilirim” anlayışı sürdü.

Bu anlayışın sonucunda ortaya çıkan ve çıkacak olan  sıkıntıları kamuoyuna taşımaya karar verdik. Ve şimdi sesimizi sizlere duyurmaya ve sizler yoluyla kamuoyunu bilgilendirmeye ve iktidarı uyarmaya çalışacağız. Taleplerimiz dikkate alınmaz ise; tepkimizi başka yöntemlerle iktidarımıza duyurmaya devam edeceğiz.


AKP iktidarı döneminde neler istedik ve neler oldu?

 

  • Türkiye’de dişhekimi insan gücünün fazla olduğunu bu nedenle yeni Dişhekimliği Fakülteleri açılmaması gerektiğini ve var olan fakültelerin de kontenjanlarının fiziki, teknik ve   öğretim üyesi sayısı açısından değerlendirilip kontenjanlarının düşürülmesini talep ettik. Bu talebimize; “evet, doğrudur.!” denmesine karşın, Sağlık Bakanı  Sayın  Prof. Dr .Recep Akdağ’ın da imzasının olduğu Bakanlar Kurulu kararı ile Trabzon’da Dişhekimliği Fakültesinin açılmasına karar verildi.

    Ayrıca  geçmiş hükümetler döneminde açılmasına karar verilen Kayseri ve  Kırıkkale’de de öğretimin başlamasına yönelik gerekli adımlar atıldı.

     

  • Türk Dişhekimleri Birliği yıllardır insan kaynaklarının verimli kullanılmasını ve bu anlamda öncelikli grupların ve tedavilerin belirlenerek dişhekimliği hizmetlerinin özelden de alınmasının gerekliliğini söylemektedir.

    Geçen yıl Maliye Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı ortak çalışması ile Emekli Sandığı Mensupları ile devlet memurları ve onların bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerinin Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetleri sadece özel hastanelerden ve polikliniklerden alınmaya başlandı. Uzun bir süre bunun haksız rekabete neden olduğunu, hastaların hekim seçme özgürlüğünü engellediğini ve dişhekimleri arasında gelir dağılımı ile ilgili adil olmayan bir durum yarattığını anlattık. Ve sonunda 2004 yılı başında uygulamadan vazgeçildi. Yaz-boz sürecini yaşadık. Oysa yapılması gereken ağız ve diş bağlığı hizmetlerinde öncelikli yaş ve sosyal gruplar ile öncelikli tedavilerin belirlenmesinden sonra tüm dişhekimlerinden hizmet alınması olmalıydı.

     

  • Sağlık hizmetlerinin ticari bir meta olarak görülmemesi gerektiği ve bu anlamda bireyin öncelikle sağlığının korunmasına yönelik sağlık hizmetlerinin organize edilmesi gerektiği herkesçe kabul edilen bir tespittir. Sağlık hizmetlerinin sunumunu gelir kaynağı olarak görmek sağlık hizmetlerinin felsefesiyle bağdaşmaz. Bu anlayışla KDV oranını AB ülkelerinin genel ortalamasının çok üzerinde olduğunu ve makul düzeyde indirilmesi gerektiğini talep ettik.

    KDV oranının yüksek olması; sağlık hizmetlerinin maliyetlerini arttıran ve hizmetin kullanımını engelleyen ayrıca hizmet kullanıcısı ile hizmet sunucusunu kayıt dışına zorlayan yanlış bir anlayıştır.

    Seçim döneminde özellikle sağlık hizmetlerindeki KDV oranlarının düşürülmesi ile ilgili vaatler vardı. Hükümet ilaçta KDV oranını % 8 indirerek çok doğru bir karar almıştır. Ama sağlık hizmetlerindeki KDV oranının düşürülmesini sadece ilaçla sınırlamak yanlış bir anlayışın ve uygulamanın başka bir göstergesi olarak önümüzde duruyor.

     

  • Bakanlığın kamu çalışanlarının özlük haklarının iyileştirilmesi ve bu kurumlarda hizmet üretiminin verimliğinin artması ile ilgili çabalarını olumlu bulmaktayız.

    Kamu sağlık çalışanlarının özlük haklarının iyileştirilmesi ve bunun için verimliliği temel alan bir sistemin uygulanması bizim açımızdan uygun bir yaklaşımdır.

    Ancak uygulama öncesi derinlemesine sorgulama yapılmaması, konunun paydaşlarının önerilerinin dikkate alınmaması nedeni ile kamuda çalışan meslektaşlarımız ciddi mağduriyetler yaşamaktadır.

    -    Sağlık ocaklarında ve hastanelerde hemşireler ve teknisyenler dişhekimlerinden daha  fazla “döner sermaye payı” almaktadır.
    -   Sağlık Bakanlığı’nın farklı kurumlarında (Sağlık ocağı, Hastane, Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi) aynı ve eşit hizmeti üreten dişhekimlerinin arasında ücret uçurumları bulunmaktadır.
    -    Dişhekimlerinin  tıp hekimleri kadar yoğun çalışmalarına ve benzer risklere maruz kalmalarına karşı yaratılan değerden aldıkları pay, hekimlerin  1/5 ile 1/10 arasında değişmektedir.
    -    Çalışanlar arası yarışa dayalı hizmet verimliliğini artırma planı gerekli kontrol mekanizmaları kurulmadığı için hizmetin kalitesinde ciddi sorunlar yaşanmaktadır.
    -    Kurumun verimliliği ve üretilen değerin paylaşımı konusunda kişilerin belirleyici olması çalışanlar arasında kırgınlıklara yol açmaya başlamıştır. 

     

  • Ve son olarak; Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan  Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğinin 6. maddesinde yapılan değişiklikle  özel statüye sahip ve tüzüğünde dişhekimliği hizmeti sunumu ile ilgili düzenleme bulunan dernek ve vakıfların yanı sıra meslek kuruluşlarına dişhekimliği polikliniği ve merkezi açma hakkı verilmiştir.   

    Böyle bir düzenlemenin neden yapıldığını anlayabilmiş değiliz. Hangi gerekçelerle  hazırlandığı sorgulandığında  ortaya çıkan senaryoyu;  “dişhekimini  sermayenin ücretli çalışanına dönüştürme” olarak okumaktayız.

    Özel  statüleri de olsa  Dernekler ve Vakıflar;   belli amaçla  bir araya gelmiş kişilerin o amacı gerçekleştirmek için kurdukları yapılardır. Bu yapıların kendi asli görevleri dışına  çıkmaları hem etik olarak hem de yapıların işlevselliği olarak doğru değildir. Meslek kuruluşları  ise amaç maddelerinde belirtildiği gibi, mesleğin sorunları için çabalayan ve yenilikleri meslektaşlarına taşıyan  kuruluşlardır. Bir meslek  kuruluşuna, derneğe ve vakıfa kendi alanı dışında yetkiler tanınması,  o meslek  kuruluşunun hem ticarileşmesine hem siyasileşmesine neden olur.

    Yeni düzenleme ile  bir  çok dernek ve vakıf özel statülerinin kendilerine  verdiği “özel” hakları kullanarak kendi kimliklerini unutarak farklı alanlarda enerjilerini kullanacaklardır. Bugün bunun en somut örneğini Kızılay’da görmekteyiz.

    Kızılay kendi asli  görevlerini bir yana bırakarak  sağlık alanında hizmet sunanlarla rekabet edecek şekilde sağlık merkezleri açıp işletmektedir. Kızılay’ın vergi bağışıklığı gibi avantajları dikkate alındığında, yaratılan rekabetin haksız rekabet boyutunda olduğu da görülecektir. Kızılay ticaret yapmak değil topluma felaket anında hizmet sunmak için örgütlenme oluşturmalıdır.

    Bazı Kızılay şube başkanları kurdukları yada kurdurdukları şirketlerle kurumun ihtiyacı olan malzemeyi, hizmetleri dışarıdan alarak dolaylı yollarla ticaret yapmaktadırlar.

    Kızılay’ın sadece yoksullara sağlık hizmeti vermesi kabul edilebilir bir uygulamadır. Ancak Kızılay, toplumun varsıl kesimine de hizmet vermektedir. Bu durum; Kızılay’ın kuruluş felsefesine de ne kadar ters olduğunu göstermektedir. Aynı şekilde Özel Vakıf statüsündeki bazı eğitim kurumlarının eğitim hizmeti yerine sağlık hizmetinin ticaretini yaptıkları da bilinmektedir.

    Meslek Kuruluşlarına böyle bir yetkinin verilmesi de anlaşılır değildir. Barolar Birliği’nin, Eczacılar Birliği’nin, Makine Mühendisler Odası’nın dişhekimliği hizmeti veren poliklinik ve merkez açması ne kadar doğru ise; Dişhekimleri Birliği’nin de  eczane, hukuk bürosu, v.s açması o kadar doğru olacaktır.

    Danıştay, hekimlerin birleşerek açtıkları toplu çalışma birimlerini özel muayenehane  statüsünde değerlendirmiş ve bu tür kuruluşların hekim dışı meslekler tarafından açılamayacağına karar vermiştir. (Danıştay 10.Daire 30.05.1995 t.1993/5337 E. 1995/2690 K.)

    Bu uygulama; dişhekimini kendisi için çalışan meslek grubu olmaktan çıkarıp başkalarına (sermayeye) çalışan meslek grubuna dönüştürme projesinin hazırlıklarıdır.


    Celal Korkut YILDIRIM
    Türk Dişhekimleri Birliği
    Genel Başkanı



    *  BASIN TOPLANTISI - İSTANBUL (09.03.2004)